Yeni ve Cesur Bir Hayat: Duru Tümer

Pek çoğumuz kalabalık şehirlerden uzaklaşıp daha sakin bir şehirde, farklı uğraşlar ve meslekler yardımıyla ayaklarımızın üzerinde durmak istiyoruz; bu doğrultuda planlar yapıyoruz. Duru Tümer ise hayallerini gerçekleştirmiş bir isim! 20 yıl önce İstanbul’u ve kurumsal hayatı arkasında bırakıp, ailesinin yaşadığı ilçe Bodrum’a yerleşen Duru Tümer, başarılı bir boya ustası!

“Bodrum kadar özgür, deli ve bilinmeyen bir ruhum var. Burada da her an her şey olabilir, bende de. Yani güneş varken yağmur yağabilir, çok soğukken güneş açabilir.” diye anlatıyor kendini. Kızılağaç’ta kurduğu sakin ve huzurlu hayatını oğlu ile birlikte paylaşıyor. Şimdi bu cesur kadını daha yakından tanımaya ne dersiniz?

Kurumsal hayattaki hangi etkiler sizi yeni bir girişim arayışına itti?

Yıllarca bir baskı ve motamot bir hayatın içinde sürüklenirken buldum kendimi. “Bir şey yapmalıyım ama bu şey asla hayatımdan çalmamalı.” diye düşünceler içinde yaşayıp gidiyordum. Paule Chello’nun Simyacı’sı aslında bana bir çeşit rehber oldu. Okuduktan sonra “Acaba benim kişisel menkıbem ne olabilir ki?’’ diye arayışı girdim. İşimi çok seviyor olmam hayatımdan çalabilir anlamına gelmiyordu ama diğer taraftan da “Çalışırken nasıl özgür olabilirim, kendi işimi de yapsam nasıl farklılık yaratabilirim, tabii bu arada hayatımı da sürdürmek ve oğluma bakmak zorundayım…” diye diye günleri geçiriyordum.

Dikkat edin, inceleyin; hepimizin hayatında bir an gelir ve mantığınız yok olup bir atılım yaparsınız. Bu durumu her alanda düşünebilirsiniz. İşte o an, limitin dolduğu, sınırın bittiği, tahammülün tıkandığı andır. Bende de tam böyle oldu. Bir an “Ve bitti!” dedim. Ve bitti. Ne yapacağım, nasıl yaşayacağım, yolumu nasıl çizerim hiç düşünmedim çünkü ben zaten sonun başlangıcına girmiştim, sadece hazır olmayı bekliyormuşum.

Boya ustası olmayı plandığınızda yakın çevrenizin tepkisi ne oldu? Sizi yüreklendirdiler mi yoksa yapamayacağınızı mı düşündüler? Aldığınız tepkiler bu süreçte nasıl bir rol oynadı? Eğer farklı tepkiler alsaydınız sizce süreç nasıl ilerlerdi?

Boya ustası ya da lehimci, kaportacı… Ben bağımsız iş yapma hayali kurmaya başladığımda önce nereden başlayabilirim, diye düşündüm. En basit ulaşabileceğim… Ailemden yol aldım çünkü annemin eşi de hayatının tamamını geride bırakıp boya-tadilat işlerine girmişti. Mesleğinde başarılı bir turizimciydi, yabancı dili olan ve insan ilişkileri de epey kuvvetli biri… Yıllarca İstanbul başta olmak üzere çeşitli otellerde ve mekânlarda müdürlük yapmıştı. Ben bu durumu şöyle yorumluyorum: KOVA BURCU… Biz kova burçları biraz deli, aynı yönde ilerlemeyi atalet olarak gören ve yeniliğe açık insanlarız. Hal böyle olunca bana da tabii yapamazsın, başaramazsın demediler ve ilk soru “Ne zaman başlıyorsun?” oldu.

İlk işim duvar çentiklemek ve sıva çekmekti. Zordu, ellerim şişti, o kurum zamanı çıtı pıtı kıyafetlerin yerini tulumlar aldı. Halkımız “erkek işi” tabir edilen işlerde KADIN gördüğü zaman çok şaşırdığı için genel tepkiler “Aaaa kadınmış!” ya da “Yapabiliyor musunuz?” gibi tepkiler verdi. Çok sorular sordular ve cevaplarını iş bitiminde aldılar. Sustum, çoğunlukla ince bir tebessümle…

Şayet olumsuz geri bildirimler alsaydım -ki alamazdım çünkü işimde iyiyim-, yine de yolumda devam eder, hatamı arar bulur sebat edip dayanırdım. Karakterimde mücadele vardır ama inandığım konuda.

Kadınların her işi başarabileceğine inancınız tam, biliyoruz. Bizler de sizin gibi düşünüyoruz… Fakat bu işe girmeden önce “Kadın boya-badana ustası olmak pek de yaygın olmayan bir tercih” diye düşünüp artılarını, eksilerini düşündünüz mü?

Hayır. “Ben yapabiliyorsam -ki ben bir dâhi ya da üstün zekâlı bir kadın değilim, herkes gibi eşitim tek farkım mücadele eder, savaşır gayret gösteririm- tüm kadınlar da bunu yapabilir.” diye düşünürüm. Hatta ne iş olursa olsun, yeter ki isteyin, yeter ki hedef koyun. Kadın-erkek hiç fark etmez.

Kadınlara iş imkânı tanıdığınızı ve bu konuda onlara destek verdiğinizi biliyoruz. Birlikte çalıştığınız kadınların hayatları nasıl değişti?

İlk işe başlarken yapabilir miyim diye korkuya kapılan kadınların, yapabildiklerini kendileri gördüklerinde hayata karşı daha dik ve korkusuz olmayı öğrenmeye başladıklarını gördüm. Tabii ki yapamayan ya da devam etmeyen oldu. Bunun nedeni ya istemediler çünkü ağır işçilik gerektiriyor ya da gerçekten daha kolay kazanç sağlamak istediler. Burada da kadın ya da erkek olmak önemli değil, yapı meselesi..

Düşlemek ve düşlerinizi gerçekleştirmek için çalışmak sizin için ne anlam ifade ediyor? Bu süreçteki hislerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Yemek pişireceğiniz zaman bile düşlersiniz, düşlemek heyecan verir, motivasyonu artırır. Düşlemeden yaşamak sadece düşünemeyen canlılar için geçerlidir. Ben düşlemeden yola çıkamam, plan yapamam. O zaman kalırım öylece durduğum yerde, üretemem. Üretmek için düş ve düşün içinde kaybolmam lazım. Projem başlamadan önce düşledim, kadınların sorunlarını bildiğim için böyle bir işin içinde yer alacakları zaman nerelere gelebileceklerini ve nasıl duygular içinde olabileceklerini hayal edip içimde hissetim. Ve sonrasında da proje hayata geçti. Hangi işi yaparsam yapayım ya da hayatımın hangi alanı olursa olsun düşlerken kalbim çarpmazsa ve bir çocuk gibi heyecan duymazsam ben üretemiyorumdur ve gelişemiyorumdur.

Bizim ülkece sorunumuz şu: Artık düşlemeyi unuttuk… Unuttuğumuz için de sadece nefes alıyoruz!

Hayallerinizi besleyen ya da hayallerinizi gerçekleştirme yolunda sizi motive eden bir film, şarkı ya da bir eser var mıdır?

İtalyan yazar Stefano D’Anna’nın bir cümlesi bana referanstır: “Cesur bir fikrin, güçlü bir düşün olduğunda insanlar bunun imkânsız olduğunu söyleyip gülmeye başladığında sen ellerini ovuştur ve içinden gülümse, doğru yoldasın demektir.”

Hepimiz, hayallerimizi gerçekleştirme yolunda çeşitli nedenlerle motivasyon kaybı yaşayabiliyoruz. Peki, siz böyle dönemlerde yeniden gücünüzü toplamak ve motivasyonunuzu yükseltmek için hangi yöntemleri izliyorsunuz?

2017 yılının Eylül ayında aniden oğluma Tip 1 Diyabet tanısı kondu. Zor bir süreç içinde kaldım. Yoğun bakım kapısı önünde yaşadığım duygular sonrasında bir hafta hastanede kaldığımız süreçte “İşte hayat enerjin tükendi.” dediğimi çok net hatırlıyorum. Korku ve panik bilmediğim bir hastalığın süreçlerinin merâkı ile birleşmişti. Kendimi izlemeye çalıştığımda yalnızken zayıf ve güçsüz hatta moralsiz ama oğlumun yanında kuvvetli ve dik duran bir kadın görüyordum. Buradan yola çıkarak gücümü oğlumdan aldığımı fark ettim. Ben varsam hayata tutunmayı öğrenecekti ve ben de anneliğin getirdiği bu sorumlulukla sorunu “bu da geçecek” psikolojisine çevirmeyi öğrendim. Hayatıma yeni bir yol katıp yaşam koçu eğitimi de almaya başladım. Öncelikle kendi hayatıma ve oğluma iyi gelecek metotlar içinde yaşamak istiyorum. Sonrasında belki de hayat amacım olan insanlara dokunup onlara iyi gelen yanımla yollarına yön vermek için bir meslek sahibi daha olabilirim.

Motivasyonu yükseltmek; inanç, hayal ve kendine güvenle ilerler. Ben robot değilim, yolda ilerlerken tökezleyip düşebiliyorum ama asla inancımı kaybetmiyor kendime bir süre izin veriyor ve yeniden ayağa kalkıyorum. Anneyim ben…

Koşullar ne olursa olsun düşleyenlere ve düşlerini gerçekleştirmek için çalışanlara ne önerirsiniz? 

Pes etmek yok, asla!  2015 senesinde katıldığım kişisel gelişim seminerinde yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum. 4 gün boyunca bir dere önünde oturup sessizce etrafı seyrediyor bir yandan da zihnimden geçenleri not alıyordum. Dere oldukça hızlı akıyordu ve bulanıktı. Tam ortasında bir dal vardı ve akan suyun yönünde eğilerek kimi zaman batıyor kimi zaman da dik duruyordu. 4 gün boyunca bu manzara karşısında sessiz kalırken 5. gün birdenbire ağlamaya başlayarak “Hayat da böyle işte, dal asla direnmiyor ve suyun yönünde kendini bırakıyor o zaman ben niye değiştiremeyeceğim şeyler için enerji harcayıp tükeniyorum ki…” demiştim.

Düşlemekten vazgeçme, enerjini değiştiremeyeceğin şeyler için harcama ve hızlı ol! Çünkü artık hızlı balık yavaş balığı yiyor… Hayatına geç kalma!

röportaj